Kültür etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kültür etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cumartesi, Şubat 21, 2026

Türkiye'de Dinin Yeri

Adnan Kahveci’nin İlâhiyat Profesörü kuzeni Niyazi Kahveci'nin tespitlerinin yer aldığı bu harika yazının sosyal medyada kaybolmasını istemedim. 

- Bu ülkede en çok satılan, en çok satın alınan fakat hiç kullanılmayan tek şey dindir. Bunu satın alan halk problemlidir! Halkın zihin yapısı problemlidir! Bu problemlerin faturasını millet olarak birlikte ödüyoruz..

* Bu kafa birini büyütüyor, sonra da gidip kendini ona öldürtüyor.

* Bu kafa, hastalıklı bir kafadır!

* Bu kafa, anakronik (çağ dışı) bir kafadır!

* Bu kafa, şizofrenik bir kafadır!

- On bin yıl öncesinin anlayışıyla bugünü yaşamaya çalışan bir kafadır!

- Kiralık kapitalle kapitalizm, kiralık felsefeyle bağımsızlık olmaz!..

En zor iş, çağdışı insan malzemesiyle çağdaş işler yapmaya kalkışmaktır.

Otuz yıl sonra ya teknolojik insan olacaksınız, ya da gereksiz insan. Mesele bu kadar basit.

- Batı'daki dinî mezhepler teolojiktir ve zihinseldir!

Bizdekiler ise siyasaldır!.. Meşrulaştırmak için teolojisi arkadan gelir.

- Sünnilikte düşünmenin “d”si yoktur! Adı üstünde teamülcü!

Allah'tan, uygulamacı olan elin oğlu, bize teknoloji satıyor da, onu alıp kullanıyoruz.. Satmasa ne yapacağız?

- 150 milyar dolar ihracatımız var ama, 300 milyar dolara yakın da ithalatımız var!..

Bunun anlamı şudur!.

Bir liralık mal satıp, iki lirayla geçineceksiniz.

- Yeraltı kaynaklarımızı sattık! Yer üstündekileri de sattık!

Şimdi havayı betonla doldurup onunla geçinmeye çalışıyoruz.

Gelin görün ki, bunu dert edinen kimse yok.

- Şeyhlik, şıhlık kavramı, 5000 yıl önceki totemizm kavramının insana dönüşmüş halidir Bu toplumda şeyh, şıh çok, fakat tek filozofumuz yok! O nedenle olguyu okuyamıyoruz.

 - Biyolojik yönden aklı bozuk insanların evliyadır diye peşlerinden koşup, “Benim hâlim ne olacak?” diye soranlarımız var!

 - Batılıları sömürgeci diye eleştiriyoruz!

Fakat onlar kendi insanlarını sömürmüyorlar.

Biz ise dışarda değil, içerde sömürgeciyiz.

Kendi insanımızı sömürüyoruz.

Buna “ ekonomik ensest ilişki” deniyor.

Bana göre en büyük vatan hainliği budur.

 - Adam ilâhiyat profesörü olmuş, yaptığı iş;

VİP cenaze namazı kıldırmak,

VİP umre ziyareti düzenlemek.

Anlayış olarak hâlâ Farabi'yi aşamamış.

4000 yıl önce yaşayan Sümerler'in kafasına sahip.

- Bilimin, tarihin ve sosyal bilimlerin bir felsefesi vardır!

O nedenledir ki, ülkemizde bir felsefe üniversitesi açılması şarttır. Buna teoloji felsefesi de dahildir.

- Kur'an üzerinde bütünsel bir çalışma yapmadığımız, daha açık bir ifadeyle, Kur'an'ın hedefi nedir, karakteri nedir sorularına cevap bulmadığımız sürece, 1500 yıl öncesine takılır kalırız.

 - Aklımızın çapını genişletmeden, mevcudun dışına çıkamayız!.. Biz de, (Türkçe) akıl nedir ve nasıl çalışır diye bir kitap yok!..

Oysa Batı'da binlerce var!

- Şunu kafamıza iyice yerleştirelim. 21. yüzyılda dinsel düşünme diye bir şey yoktur, olamaz..

Çağımız, akılcı ve bilimsel düşünme çağıdır..

Bu çağda olduğu gibi, bundan sonraki çağlarda da dindar olunabilir.

Fakat dindar olmanın yolu, akılcılıktan ve bilimsel düşünmekten geçmelidir.

~~~

 Prof. Dr. Niyazi Kahveci,

İlahiyatçı, yazar, araştırmacı,


Salı, Temmuz 09, 2019

Lviv: Küçük Uygarlık

Haziran ayında bir fırsat yaratıp Lviv'e gittim. Bu Ukranya'ya ilk gidişim daha önce Rusya'ya gitmiştim. Ukranya'nın nüfusu yaklaşık 45 milyon. Lviv 730 bin nüfusuyla Ukranya'nın yedinci büyük şehri. Gezilecek, görülecek yerler hakkında internette bol bol bilgi var. Ben bu yazımda sadece bazı gözlemlerimi aktarmak istiyorum. Bu bilgilerin işinize yarayacağını düşünüyorum.

City Hall

  • Ukranya'lıların Ruslara karşı fobileri var. Dolayısıyla hiçbir şekilde tanıştığınız insanlarla Rusya sohbeti, karşılaştırması vs. yapmayın.
  • Ülkeye girişte pasaportunuzda Rusya vizesi varsa kuşkulanıyorlar ve kayda alıyorlar. Benim başıma geldi ayrıca gümrük polisi tarafından sorgulandım.
  • Yanınızda mutlaka 400-500 dolar muadili Euro vs. para bulunsun. Gerekirse soruyorlar. (Bu paranın orası için çok büyük bir para olduğunu belirtmeliyim. 1 Dolar 26 Gravni civarında)
  • Taksilerle pazarlık gerekiyor. Kurallara uyuyorlar ama turistten biraz fazla para alma eğilimi var. Taksilerde taksimetre yok. Eşyanız çok değilse 9 no.lu tramvay şehrin merkezine çok yakın bir yere (Ivan Franko parkının önü) kadar götürüyor.
  • Alanda inince veya tramvaya binince sizin yabancı olduğunuzu anlayan genellikle  genç bayanlar rehberlik hizmeti için yaklaşıyorlar. Bunlar turizm ofislerine kayıtlı, profesyonel insanlar, çok uygun ücrete şehri gezdiriyorlar. (Ort. günlük 50 dolar)

https://www.showaround.com/locals/ukraine/lviv/female  (Biz rehberimizi bu siteden bulduk.)

Bunlar ilk gelişte gerekebilecek bilgiler. Bunların dışında:


  • Bu şehirde Batı Avrupa şehirleri gibi zengin müzeler vs. yok. dolayısıyla daha çok yemek, içmek, dolaşmak sokaklarında müzik dinlemek ve kaynaşmaya uygun. Büyük güzel parklar var.
  • Başka hiçbir yerde görmediğim değişik et ve deniz ürünleri lokantaları var. Fiyatları çok makul. İçki ucuz.
  • Şehir çok medeni ve güvenli. Kimse kimseyle ilgilenmiyor, rahatsız etmiyor.



  • Lokantalarda, kafelerde bizdeki gibi bağıra çağıra konuşan aileler yok. Herkes sınırını biliyor ve saygılı.
  • Çok içki içilmesine rağmen kimse taşkınlık yapmıyor. Sağda solda bırakılmış içki şişeleri, çöpler yok.
  • 7/24 içki ve tütün mamulleri satılan dükkanlar var.
  • Mağazalarda ağırlıklı olarak kadınlar çalışıyor. Zarif genellikle İngilizce bilen/anlayan nazik insanlar. Fransa ve Almanya'da çok gördüğüm küstahlık ve kabalık yok.
  • Lviv bir alışveriş şehri değil. Alışverişe meraklı hanımlarımıza uygun bir şehir hiç değil. Tekstil vs. şeyler zaten bizdekiler. Ama çok kaliteli çikolataları var. En uygun hediyelik çikolata. Bunun dışında şarküteri malzemeleri çeşitli ve ucuz. (Opera binasının üst yanında bir bit pazarı var. Oradan çok uygun fiyata hediyelik eşya, antika veya resim alabilirsiniz. 3000-4000 Gravni arasında güzel yağlı boya tablolar var.)

Özetle 4,5 gün kalınıp şehrin hem içindeki, hem de dışındaki yerleri gezmek mümkün. Ayrıca Karpat dağları yakın. Dağda, outdoor meraklıları içinde güzel yerler olduğunu duydum. Zamanınız varsa Kiev, Odessa, Lviv turu da yapabilirsiniz. Trenle bu şehirlerin bağlantıları var ve ucuz.

Karşılaştığım insanların medeniliği benim için sürpriz oldu. Bizim, çok kimsenin burun kıvırdığı Ukranya seviyesine gelmemiz uzun seneler alabilir.

http://green-ukraine.com/lviv-tours-private-guide


Cuma, Mart 29, 2019

Entelektüel Kime Denir?


Üniversitenin son günleriydi. Okulda en çok sevdiğim hocanın odasındaydım.
Bana, “ Ne olmak istiyorsun? “ dedi.
"Entelektüel olmak istiyorum.” dedim.
"Senden entelektüel olmaz” dedi.
Çok şaşırmıştım.
Biraz duraksadıktan sonra,kırgın ve alıngan bir ses tonuyla;
"Dersinizi 3 sene önce alıp geçtim. Dersinizi almama rağmen hala bütün derslerinize giriyorum.  Şu gördüğünüz okulda en çok okuyan öğrenci benim. Bir  tek kişi daha gösterebilir misiniz benim gibi okuyan, araştıran ve sizinle sınıfın ortasında yeri gelince sert tartışmalara giren? “ dedim.
Ciddi bir ifadeyle tekrar;
"Senden entelektüel olmaz” dedi.
İyice hiddetlenmiştim.
" İyi benden olmasın, doçentlik tezlerine bile kaynak hazırladığım, konular önerdiğim şu gördüğünüz hocalarımızdan olsun! “dedim.
Profesör, gülümseyerek geriye yaslandı. Uzun uzun baktı. Ben hocanın en gözde öğrencisi olduğumu ve bu konuda tam aksi şeyler söyleyeceğini tahmin ediyordum.
"Bak evladım” dedi.
"Senden çok iyi bir araştırmacı yazar olur. Ama entelektüel olmaz . Nedenine gelince, sana entelektüel olamazsın dediğimde, bana bir entelektüel gibi “ Niçin olmaz? “ diye sormadın, aksine bir köylü gibi kızdın, alındın ve hiddetlendin.” dedi.
Hocayı dinliyordum dikkatle bir yandan da ruh halimden kurtulup, ne söylediğini anlamaya çalışıyordum.
"Yazarlık bilgi işidir. Entelektüellik bilgi değil, davranış biçimidir. Bir insanın entelektüel olması için en az 3 kuşak ailesinin okuması gerekir. Ben çok okuyan bir adamım. Ama entellektüel değilim. Hayata senin tepkilerini veriyorum. Oğlum da çok okuyan birisi. O da yetmez. Ancak entelektüel olmaya ondan sonra gelecek nesillerle başlanır. “
Hocanın söyledikleri kafama çakılmıştı.
"Şu okulun önüne bak. Hepsi son model araba dolu ve hepsi hocalara ait. Her iki sene de bir de model yenilerler. Gerçekten böyle bir yenilenmeye ihtiyaçları var mı? Niçin bu şekilde yaşıyorlar. Çünkü o yüksek unvanlarla gördüğün hocalarının kariyerleri ve diplomaları ne kadar yüksek olursa olsun, ruhlarındaki insan bir feodal köylü. Güçlerini topluma kabul ettirmek için böyle hava atmak zorundalar. Gerçek bir entelektüel asla bu güdüyle hareket etmez” dedi.
Odadan çıktığım günden beri bu hayat dersi niteliğindeki konuşmayı, her ne zaman TV’lerde büyük unvanlarla tartışan insanların bir anda ilkel öfke krizlerine girerek birbirlerine hezeyanlarla saldırdıkları zaman hatırlarım.
(Alıntı)
Kitap Edward Said

Pazartesi, Mart 25, 2019

Toplum Nasıl Ayrıştırılır?

Bir süredir siyasetçilerimizin medyada ve meydanlarda yaptıkları konuşmalara ve söylemlerine bakınca içimden birkaç satır yazmak geldi. İnsan niçin içinde yaşadığı topluma karşı bu derece hoyrat davranır? Toplumun zarar görmesinden veya bir çatışma ortamına zemin hazırlanmasından en çok kimler çıkar sağlayacaklardır? Yoksa toplumun ayrıştırılması iktidarını yitirmek istemeyen politikacıların başvurdukları bir son koz mudur? Bu soruların cevaplarını sizler de tahmin edebilirsiniz. Ben takip eden satırlarda sadece bir farkındalık yaratmak için sosyolojinin toplumla ilgili bölümlerinden alıntılar kullanarak düşüncelerimi aktaracağım. Önce toplumu tanımlamamız lazım.

Toplumu tanımlayan birçok sosyolog var. Bunlardan Gordon Marshall Sosyoloji Sözlüğü’nde toplumu, ortak bir kültürü paylaşan, belli bir toprak parçasında yerleşik ve kendilerini birleşik ve özgün bir varlık olarak gören insanlardan oluşan bir birim olarak tanımlıyor.

Bu tanımda dikkat çekici olan nedir? Ortak kültür, belli toprak parçası ve bu toprak parçasında yaşayan insanların birbirlerini birleşik görmeleri. Peki bu toprak parçasında yaşayan insanlar bu ortak kültüre ya da toprağa nasıl sahip olmuşlardır? Marshall’ın tanımı bu hâliyle sorumuza cevap vermemektedir.

Doğan Ergun da "Sosyoloji" isimli kitabında şunları anlatmaktadır: Tarihte ve tarih öncesinde ne kadar eskilere gidilirse gidilsin insanın grupta ya da gruplarda yaşadığını görürüz. Ve bu grupların az çok örgütlenmiş oldukları, adetlere, geleneklere, toplumsal inançlara sahip oldukları anlaşılmıştır. İlk ve en önemli kesinlik, bu insan gruplarının, doğada ve doğayla olan ilişkileri içinde oluşmasıdır. “İnsan yalnız yaşayamaz” demek, onun birkaç başka kimseye ihtiyacı yüzünden grupların oluştuğunu söylemek ve doğa temel ögesini dikkate almamak demek değildir. Bir insanın ihtiyaçlarının, öteki insanların çalışmasına bağlıdır ve bu, her insan için böyledir. Yaşamaya devam edebilmesi için doğanın güçlerine karşı bir insanın tek başına savaşamaması, tek olanak ve salt zorunluluk olarak insanların güçlerini birleştirmiştir, bir arada olmalarını sağlamıştır. Bugünkü sosyoloji, doğa içinde bir arada olma gerçeğinden hareket ederek, toplumu, insanların doğayla ilişkilerinin ve kendi aralarındaki ilişkilerin bir bütünü olarak tanımlamaktadır. Bu ilişkiler bütünü, bir yapıda biçimlenmiştir ve bu biçime “toplumsal yapı” denir. 

Görüldüğü üzere bu son tanım insanların ya da bireylerin var olmak ve ilerleyebilmek için tarihsel süreçte örgütlü bir şekilde yaşamalarından toplumların ortaya çıkmış olduğunu vurgulamaktadır. Bütün bu tanımları birleştirirsek daha detaylı bir tanım elde ediyoruz. Toplum, belirli bir dönemde ortak ve karşılıklı bağımlılık içinde yaşayan, en geniş anlamda doğaya karşı mücadele etmek amacıyla birleşmiş insanlardan oluşan ve birbirini izleyen kuşaklar yoluyla kültürel süreklilik kazanan, bir ölçüde kendi kendine yeterli bir birimdir.14 Bu tanım çok önemli bir hususa vurguyu yapıyor: kültürel süreklilik. Çünkü ancak süreklilik olduğu zaman hem kültürün kalıcılığı sağlanabilmekte hem de bu birikim aracılığıyla, söz konusu örgütlenme ilerleyebilmekte ve gelişebilmektedir. 

Bir toplumun yukarıdaki özellikleri kazanması için uzun bir süreç ve çaba gerektiriyor. Şimdi bir toplumu nasıl ayrıştırırsınız? Gördüğünüz gibi toplumu bir arada tutan harca kültür diyoruz. Kültür; değerler, davranışlar, simgeler, törenler, yazılı ve yazılı olmayan kurallar bütünü. Şimdi bir toplumu yıkmak istiyorsanız o kültürü oluşturan kurumlara saldırırsınız. Hangi kurumlar? Öncelikle okullar ve dini kurumlar. Bu kurumlarda farklılıklar yaratırsınız. Biz ve onlar ifadelerini sık sık kullanarak toplumu kategorileri ayırırsınız. Bir süre sonra bir bakmışsınız toplumda birbirine benzemeyen farklı kimlikler alt kültürler oluşmuş. Kültür değişmeleri, kültürünü yitiren gruplarda sistemlerin çözülmesine yol açmakta ve zamanla bireysel tutum ve davranışlarda da bir kaosa yol açmaktadır çünkü kategorik şekilde farklılaşan gruplar, aralarındaki farklılıkları abartarak her fırsatta çatışma eğiliminde olurlar. Böyle giderse bir süre sonra Türkiye birbirini anlamayan, dinlemeyen, asla iletişim ve diyalog kuramayan insanların bir arada olduğu bir topluma dönüşecektir. İşte bugün özellikle hukukla ile ilgili alanlarda yaşanan kaosun nedeni budur. Çünkü mevcut hukuki düzene karşı eğitim kurumlarında alternatif bir düzen oluşturma çabası içine girilmiştir. Bu gelişmeler toplumda farklı düşünen alt kimliklerin gelişmesine yol açmaktadır. Bu ikili yapı her alanda çatışmalara yol açarak anlaşmazlıkları çözümsüz bir hale getirmektedir.

Siyasette insanları ayrıştıran provokatif dilden mutlaka vazgeçilmesi gerekiyor. Siyaset ve kanaat önderleri konumundakilerin sorumluluğu çok büyük. Çünkü ileride geri dönülemeyecek, tahribatlara yol açacak bir dil kullanıyorlar. Söylemleri toplumu toplum yapan müşterek tarihsellik, örgütlülük ve süreklilik niteliklerine zarar veriyor. Bu çok kötü bir şey. 

Ayrışmak yok olmaktır!